Haberler
   Ekonomi ve İktisat
 


 


ÖLÜMÜNE AŞKLAR
Erdem Erkin

İnsanlar arasında ilk aşk, Adem ile Havva arasında başladı. Adem, Havva' ya
öyle bir tutkuyla bağlandı ki, şeytanın Havva' yı kandırdığını; yasak meyve
olan elmayı yiyerek cennetten kovulacağını ve bir daha birebir Tanrı ile
konuşamayacağını anlayamadı. Havva' nın kışkırtmaları sonucunda yasak
meyveyi yedi ve ikisi birlikte cennetten kovularak dünyaya sürüldü.

Yaratılmışlar arasındaki ilk aşk budur, tarihte sürgüne uğramış ilk aşk ta
budur.

Dünyaya ayak bastıklarından sonra çocukları oldu, büyüdüler. Bu
çocuklarından Habil ile Kabil' e birer eş bulup evlendirdiler. Evlenmesine
evlendirdiler ama, tarihte ilk aşk isyanı Kabil' den başladı ve annesiyle
babasına kafa tuttu, "Habil' in karısı güzel; benim ki neden çirkin?"
diyerek ortalığı birbirine kattı. Bu arada şeytan da cennetten kovulmuş ve
durmadan Kabil' i kışkırtıyor, içinden de, " Siz insansınız, siz üstün
yaratıksınız ha, ben size gösteririm benden üstün olmak, Tanrı ile aramı
açmak ne imiş!"diyordu.

Kışkırtılan Kabil, durmadan Habil' in eşini taciz ediyordu, işi o kadar
ileri götürüyordu ki, anne ve babasına hakaretler yağdırıyor, kavga etmek
için bahaneler arıyordu.

Bir gün Habil' in karısını taciz ettiğinde, Habil kardeşinin hakaretlerine
dayanamayarak kavga etmiş ve bu kavga sonunda Kabil, Habil' i öldürmüştü. Bu
olay insanlığın ilk kanlı ve ölümle biten ilk aşk cinayetidir.


Bugün bütün çektiklerimizin temelinde, Havva' nın Adem' i kandırması
yatmaktadır. Aksi takdirde, hala insanlar cennette yaşıyor olacaklardı ve
bugün çekilen acıların hiçbiri çekilmeyecekti...Eğer insanlar bugün bile aşk
cinayetleri işliyorlarsa, Kabil' i örnek aldıklarındandır.

Bütün bunlar şeytanın üstün başarısıdır.


Daha sonraları, çok güzel bir insan olan Yusuf'un başına aşk yüzünden
gelmeyen kalmadı. Mısır kraliçesi Yusuf' a aşık olur, bu dedikodular üzerine
kraliçe, Mısır' ın kalburüstü insanlarının eşlerini, sadece kadınları saraya
davet eder. Ellerine birer elma ile birer bıçak verdirir ve onlar elmalarını
soymaya başlarken Yusuf'a seslenir ve içeri girmesini söyler. Yusuf içeri
girince, elmayı soyan kadınların elinden bıçak kayar ve avuçları enine olmak
üzere boydan boya kesilir.

Avuçlarınızın içine lütfen bakın, gördüğünüz derin çizgiler o bıçakların
izleridir ve onların cerimesini de biz çekmekte ve bu izi avuçlarımızda
taşımaktayız.

Bir gün güzel kadınlarla evli, maddi durumu iyi olan insanların çok mutlu
olduklarını gören ve diğer güzel olmayan kadınlarla evli ve fakir olan
insanlar Tanrı' ya topluca şikayete giderler. Derler ki, " Yüce Tanrımız,
onlar hep güzel kadınlarla evliler, hepsi zengin, çocukları güzel giyiniyor,
güzel yaşıyorlar; onlara neden çok akıl verdin, neden bizim aklımız kıt?"
Tanrı, bütün akıllara emir verir; akıllar başlardan dışarı çıkar ve yere
dizilirler. Tanrı der ki, herkes beğendiği aklı alsın, herkes gider yine
kendi aklını alır.

İşte o gün bugündür, kimse akıl danışmaz, herkes kendi aklını beğenir ve sil
baştan en başa dönülür, ta ilk insanların ilk aşklarına, ilk cinayetlerine,
sevgisizliklerine, aşklarına dönerler ve milyonlarca yılın sadece tekrarını
yaparlar.


Gelelim günümüzün ölümüne aşklarına; günümüzde hep görürüz aşkları, işte
basından örnekler : Adam, eşini başkasıyla yakalar, cinnet geçirir ve
ikisini birlikte, ya da sadece eşini öldürür. Kadın, dostu olan eşini gece
uyurken bıçaklayarak öldürür. Sevdiği adamla birlikte yaşamak için evli
kadın, gece uyuyan eşini dostuyla birlikte öldürür. Eşi evi terk edince,
adam intihar eder. Üç çocukla ortada kalan kadın eşinin dostuyla kaçtığını
söyler. Eşini başka erkeklere peşkeş çeken koca yakalandı. Eşini döverek
zorla pavyona satan koca yakalandı. Eşi tarafından terk edilen kadın,
çocuklarının uyuduğu bir sırada cinnet geçirerek evi yaktı, kendisi de feci
şekilde can verdi. Karı koca başka bir evde, başka bir karı kocayla birlikte
alem yaparken komşuların şikayeti üzerine gözaltına alındı.

Bütün bunlar, son bir kaç gün içerisinde okuduğum gazete lerden
başlıklar...Bu örnekleri çoğaltmak, değişik şekillerde anlatmak mümkündür.
Ancak görülmektedir ki sevgi dolu, mutlu bir aile olmak çok zordur. Evlenmiş
olmak için evlenenlerin, ya da evlenmeyi bir güvence sananların, nikahta
keramet vardır diyenlerin ettikleridir bunlar.

Ölümüne aşklar yok mudur, mutlaka vardır; ancak çok azdır. Bizim
anlattığımız geniş bir kitledir, halktır. Evlenmeyi, bir cinsel dürtülerin
giderileceği yer, bir güvence, çocuklarım olur, gün olur severim, durumu
iyi, bana bakar şeklinde algılamamalıdır.

Bu nedenledir ki, ekonomik özgürlüğünüzü elde etmeden, birbirinizi çok, ama
pek çok sevmeden, çok iyi anlaşacağınıza inanmadan asla evlenmeyiniz!

Öyle bir yaşam kurunuz ki, bu ölümüne bir aşk olsun; yuvanızda huzur,
mutluluk, sevgi, saygı, karşılıklı güven, özveri, dayanışma, iyi ve kötü
günde sahiplenme olsun; bunların birisi bile asla eksik olmasın!

Hepinize gönül dolusu mutluluklar, ömür boyu sürecek; 'ölümüne aşklar'
diliyorum!...